"Ulusal bilinç ve görev duygusunun, evrensel bir sıradanlık ve duyarsızlığın hüküm sürdüğü bir ülkede sayıları hızla azalan bir avuç insana ait bir özellik haline gelmesinden korkulmaktadir. Aklını ulusun hizmetinde kullanma gayretinin bir gün gelip yalnızca tek bir sınıfa, tek bir azınlığa ait olmasından, ülkenin dehasının, ülkenin tüm unsurlarını kapsayacak bir işleve sahip olmamasından, dahası, ulusa kendi erdem ve niteliklerini ancak hile ve zulümle kabul ettirebilen, yalnız bırakılmış bir zekanın beyinsel faaliyetinden başka bir şey olmamasından korkulmaktadir. Medeniyetimiz artık ya kurmay takımına ya da iffetli genç kızlara sahip olacak, ya bir savaşa ya da bir ayine dönüşecektir. Organları felce uğradıkça düşüncesi canlanacak, yüzüne renk gelecek ve aslında bu onun ölümü olacaktır; çünkü her ne kadar tarihçiler aksini iddia etse de, büyük ulusların ölümü hiçbir zaman beyinden başlamaz. Tam tersine, son zamanlarına doğru, bazen meyvelerini verebilmek için en uygun kişileri bulurlar ve can çekisirken de karşılarında seyirci olarak çoğu zaman en büyük adamları vardır. Büyük medeniyetler, hayatta kalmayı başararak kendilerinden sorumlu olan en kusursuz ve en fanatik ürünlerden çok daha korkunç bir bilinçle ölürler. Önceleri içgüdüsel olan ve sonradan tam bir lükse dönüşen bir hayatı küstahça tüketen bir seçkin grubuna ya da bir beyne indirgenen bir ulusun sonu da, unutuşun yüzeyinde dalgalanıp duran, olduğu gibi, bozulmadan kalmış boş bir seçkin grubun ruhunu ve çehresini bugüne ulaştıran, yok olup gitmiş uluslarınki gibi olacaktır."