Jump to ratings and reviews
Rate this book

Acımak

Rate this book
Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan, başarılı, fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini aktarıyor.

Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin, iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor.

Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra'yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.

160 pages

First published January 1, 1928

60 people are currently reading
1945 people want to read

About the author

Reşat Nuri Güntekin

53 books468 followers
Reşat Nuri Güntekin (Istanbul, 25 November 1889 - London, 13 December 1956) was a Turkish novelist, storywriter and playwright. His novel, Çalıkuşu ("The Wren", 1922) is about the destiny of a young Turkish female teacher in Anatolia; the movie was filmed on this book in 1966, and remade as TV series in 1986. His narrative has a detailed and precise style, with a realistic tone. His other significant novels include Yeşil Gece ("Green Night") and Yaprak Dökümü ("The Fall Of Leaves")

Biography

His father was a major in the army. Reşat Nuri attended primary school in Çanakkale, the Çanakkale Secondary School and the İzmir School of Freres. He graduated from Istanbul University, Faculty of Literature in 1912. He worked as a teacher and administrator at high schools in Bursa and Istanbul, then as an inspector at the Ministry of National Education (1931). He served as the deputy of Çanakkale between 1933 and 1943 in the Turkish Parliament, the chief inspector at the Ministry of National Education (1947), and a cultural attaché to Paris (1950), when he was also the Turkish representative to UNESCO.

After his retirement, he served at the literary board of the Istanbul Municipal Theatres. He died in London, where he had gone to be treated for his lung cancer. He is buried at the Karacaahmet Cemetery in İstanbul.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
2,035 (41%)
4 stars
1,795 (36%)
3 stars
866 (17%)
2 stars
201 (4%)
1 star
35 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 253 reviews
Author 2 books461 followers
Read
January 19, 2022
Henüz lise öğrencisiyken, yol kenarında kitap satan bir seyyar kitapçıdan (şehirdeki tek seyyar kitapçı) yol harçlığımla almıştım. Daha sonraları kitapçı dükkanı açacak, kıt kanaat işletecek o seyyar kitapçı abi önermişti bana bunu. 17.10.2003 tarihini atmışım kitabın üzerine, altına bir de imza. Yani 14 yaşındaymışım bu kitabı satın aldığımda.

Bu kitabın bende etkisi çok büyük olmuştu. Ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Aradan geçen onca zamandan sonra, kitap hakkında şunu söyleyebilirim ki, Reşat Nuri'nin karakterleri Türkiye edebiyatında eşine belki de az rastlanır türden karakterlerdi. İsimlerini unutsam dahi, yaşantılarıyla öyle akılda kalıcılar ki! Bu kitabın bende yarattığı güçlü tesiri bir de Şimşek yapmıştı. O kitapta da Müfid karakterinde vücut bulan kişilik; hayatım boyunca toplumda, kalabalığın arasında gördüğüm bir kişilikti.

Reşat Nuri kitaplarında genelde orta ve alt sınıftan, küçük memur olan bu insanlar; tıpkı Halit Ziya'nın karakterleri gibi topluma bir türlü ayak uyduramamışlar bana göre, hepsi belli başlı özelliği ile öne çıksa da -veya bunu temsil etse de-; okurda kendilerini sahiplenme hissi uyandırıyor. Hatta tanıdık geliyorlar okura, ben bir lise öğrencisiyken bu kitaptaki Zehra karakteri neredeyse rüyalarıma girecek kadar tanıdıktı benim için.

Bu kitabı beğenenler için söylüyorum, en dikkat çekici bulduğum diğer Güntekin kitabı ise Damga.
Profile Image for Ebru.
95 reviews32 followers
June 25, 2017
“Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.”

“Uğranılan haksızlıklara ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmemek insanlığın başlangıcıdır evlat.”

“Ölüm ile öç alınmaz.”

“Ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet başkalarına verilen saadettir.”

“Acımak bir süre sonra hissizleştiriyor insanı.”

Ah Zehra ahh! Gece gece açtın okudun o günlüğü, beni de kendini de mahvettin. Ön yargılar, yanlış anlaşılmalar... Bu kitabı okuyun daha iyi anlayacaksınız.
Profile Image for Best Friend with Books.
168 reviews75 followers
March 13, 2019
Acımak, bir kitabın kısa süre içerisinde bırakabileceği maksimum etkiyi bıraktı bende. Uzun bir hikaye olmadığı için çabuk okunabilir nitelikte. Bunun dışında hikaye o kadar akıcı ve sürükleyici ki ne zaman başlayıp bittiğini anlayana kadar parmaklarınızdan akıp gidiyor sayfalar.

Okuma süresi olarak kısa diyebileceğimiz bir zaman içerisinde aktarılan en güzel hikayelerden biri bana göre. Anne-baba rollerinin daha çocukluktan itibaren kişiliğimizde bıraktığı izleri Zehra öğretmen karakteri üzerinden yansıtırken; insanları anlamadan, dinlemeden yargılamamak gerektiğini de yine aile ilişkileri üzerinden etkileyici bir şekilde örnekleyen duygusal bir metin. Herkesin okuması gerektiği fikrindeyim. Kalemine sağlık Reşat Nuri Güntekin!

T.
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,428 followers
May 15, 2022
firavun imanı’ndaki bir cümleden kalktım reşat nuri’nin “acımak”ını yine okudum.
tüm çocukluk anıları gibi ayşegül aldinç’li ediz hun’lu dizisi çok güzel gelmişti izlediğimde. sonra yirmi yaşında alıp okumuşum kitabı. diziyi tekrar izlemek lazım ama roman o kadar kısa ve özet gibi ki dramatik açıdan romandan daha iyi bile olabilir sanki. ya da bana şimdi öyle geliyor.
reşat nuri’nin yaşadığı dönem, üstüne maarif müfettişliği filan bildikleri, gördükleri tonla… osmanlı’da da cumhuriyetin ilk yıllarında da maarifi de memuriyeti de onun gibi anlatabilen azdır.
ama bence yazmayı o kadar sevmiyor. pek çok romanı sıkılıp bitiriyor, kısa kesiyor. tıpkı acımak gibi. acımak romanı bittiği yerde başlaması gereken bir roman çünkü zehra’nın derinleşeceği nokta orası aslında.
pek kötü çizilen iki kadın tiplemesi var. mürşit efendi’nin başını yakanlar da onlar, karısı ve kaynanası. ama yok mu böyle tipler? var. böyle şeyler yaşanmıyor mu? yaşanıyor. bkz. müge anlı.
katı ve ahlakçı zehra’nın, hayatındaki her şey için suçladığı babasının günlüğünü okuduğunda geçirdiği dönüşüm önemli. yine katı ve ahlakçı bir memur olan babasının ne hallere düştüğünü görüyor.
ölmüş bir çocuktan “mikrop” diye bahseden zehra’nın açıma duygusu bilmemesi ne kadar önemli bir konu aslında.
çocukların acıma duygusu olmaz genelde. sanılanın tam tersine acımasızlardır. oysa soyut düşünme dönemiyle kazanılması gereken en önemli duygulardan biri. o yüzden sevgiyle, şefkatle büyüyen çocukla tam tersi kutuptaki çok belli oluyor.
çok derin konu tabii. ama zehra sonrasında nasıl bir insan oldu… keşke bilseydik.
Profile Image for Tuğçe Kozak.
278 reviews284 followers
December 31, 2015
Mutlaka okunması gereken bir kitap tek taraflı bakmanın sizi okurken bile utandırabileceğini çok güzel anlatıyor.
Profile Image for Rıdvan.
549 reviews93 followers
September 12, 2020
Ay icim cikti aglamaktan.
Hain bir baba. Megerhain degilmis. Adamcagiz neler cekmis.
Profile Image for Nedime Ertürk.
1 review1 follower
Read
September 28, 2017

Bir Cumhuriyet dönemi romanı olsa da, Acımak’ta, Tanzimat romanlarındaki doğu-batı, modern-geleneksel ilişkisinin, karakterlere ve bu karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerine yansıtıldığını görüyoruz. Ancak bu romanda itibarsız, batının çürümüşlüğünün temsilcisi züppe erkek yerine itibarını kazanmış modernin-yeninin temsilcisi kadın, geleneksel-eskinin temsilcisi zafiyet gösteren erkektir. Rollerdeki bu değişme cumhuriyetin kadına atfettiği, yine cinsiyet rolüyle ilişkili olarak, ideolojiyi sağlamlaştırıcı, aşılayıcı, sürdürücü olma özelliğinden geliyor olabilir; bir anne olarak ülkenin geleceği olan çocuklarını, bir öğretmen olarak da öğrencilerini yetiştirecektir kadın. Yine Tanzimat romanlarından farklı olarak, modern-geleneksel çatışmalı ilişkisini, doğu-batı yerine imparatorluk-cumhuriyet ilişkisi temsil ediyor.

Jale Parla, Babalar ve Oğullar'da ilk kuşak Tanzimat yazarlarının Asya'yı erkek, Avrupa'yı kadın olarak kişileştiren bir evlilik metaforunu benimsediklerini söyler. Mürşit Efendi'nin evliliğini de bu türden bir metafor olarak düşünebiliriz. Endüstrileşmemiş, tarıma, savaşa ve denetleyemediği ticaret ekonomisine dayanan imparatorluğun memur sınıfından olan Mürşit Efendi'nin, kapitalist ekonominin yaratıcıları olan Avrupalı burjuva sınıfının tüketim alışkanlıklarını ve yaşam biçimini sürdürmek isteyen bir kadınla evliliği söz konusudur. Bu ilişki kaçınılmaz olarak, tıpkı imparatorluk gibi, Mürşit Efendi'yi yıkıma götürecektir. İmparatorluğun çöküş dönemi metaforlarından biri de "hasta adam"dır. Mürşit Efendi de onulmaz bir hastalığa yakalanmış, alkol bağımlısı olmuştur.

* * *
Zehra'nın karakter özelliklerini, romanın diğer karakteri Maarif Müdürü Tevfik Hayri Bey'den öğreniyoruz. Zehra dürüst, ahlaklı, çalışkan, becerikli ve yardımseverdir. Çalışkanlığı ona erken yaşta terfi getirmiş, 25 yaşında başmuallim olmuştur. Kısa sürede kasabanın en sevilen, önem verilen ve hatırı sayılan kişisi haline gelmiştir. Ancak böylesine mükemmel ve ideal bir karakterin bir kusuru vardır: Zehra'nın bir tek zaafı bile yoktur ve merhamet duygusu körelmiştir. Tevfik Bey Zehra için şöyle der: "Bir insan için zaaftan mahrumiyet de büyük bir zaaf değil midir? Hatta zaafların en büyüğü..."

Zehra'nın başkalarındaki zaafa, güçsüzlüğe ve düşkünlüğe hiçbir şekilde toleransı yoktur. Bu tutumunun nedenini romanın ikinci bölümünde, babası Mürşit Efendi'nin hikayesinin anlatıldığı bölümde öğreniyoruz. Önce Zehra'dan öğreniyoruz babasının hikayesini. Ardından Mürşit Efendi'nin Zehra'ya bıraktığı günlükte kendi anlattıklarından. Mürşit Efendi, yetişkinlik döneminin başında iradi kararlar aldığı halde yaşadığı her olay ve durum karşısında bu kararları uygulamakta zafiyet göstermiştir. Tıpkı imparatorluğun reform girişimlerinde olduğu gibi; irade kararları alır, girişimlerde bulunur ancak kurumlar öyle deforme olmuştur ki, reformlar uygulama alanlarında zafiyet gösterir. Zafiyetten kurtulmak için atılan her adım yeni bir tanesini doğurur ve döngü kırılamaz hale geldiğinde çöküş başlar. İmparatorluğu zafiyete uğratan şey, etrafında oluşan ve doğal yapısıyla uyum gösteremeyeceği yeni dünyanın siyasi ve ekonomik düzeni idi. Mürşit Efendi de ne sosyal ilişkilerine, ne iş düzenine ne de ailesine gerçek anlamda vakıf olabilmişti. Etrafında olup bitenin ancak dışarıdan bir uyaranla farkına varabiliyordu. Vardığında ise irade almak yerine, gerçek bir görmezlik hali yaratacak, kendini alkolle uyuşturacaktır. İmparatorluk ise kendisini ‘hasta adam’ ilan edenlerin reform reçeteleriyle ayakta durabilecektir.

Zehra tıpkı cumhuriyetin imparatorluktan koptuğu gibi kopmuştur geçmişinden. Geçmişle bağını tamamen kesmiş, onu yok saymıştır. Babasıyla ilgili fikirleri ise çocukluğunda babasının anne ve anneannesiyle olan çatışmalarının ve (babasının günlüğünü okuyana kadar mağdur saydığı) anneannesinin etkisiyle oluşmuştur. Zehra'nın somut olarak gördüğü ise, babasının eve sarhoş gelip annesine eziyet etmesidir. Zehra bu çatışmaların nedenlerini kavrayacak olgunlukta değildir. Ona göre babası, evdeki bütün kadınların ölümüne sebep olmuştur. Kendisini de annesinden ve anneannesinden ayırmıştır. Zehra, öğrenim hayatı boyunca babasıyla iletişim kurmamış, öğrenimini tamamladıktan sonra Anadolu’nun bir kasabasında öğretmenliğe başlamış, burada da kendini kimsesiz olarak tanıtmıştır. Mebus Halil Şerif Bey'in kasabaya gelmesiyle bu durum değişir. Halil Şerif Bey, Zehra'nın hasta babasının kendisini ölmeden önce görmek istediği haberini getirmiştir. Zehra önce babasının öldüğünü, bir karışıklık olduğunu söyler. Kendisini İstanbul'a çağıran bir telgraf geldiğinde ise, maarif müdürü Tevfik Hayri Bey'e bir babası olduğunu itiraf eder ve ancak "Mürşit Efendi üzerimde babalık hakkını kaybetmiş bir... Bir biçaredir..." der.
* * *
Avrupa modernleşmesi kendi içindeki dinamiklerle gerçekleşmişti. Geleneksel-modern çatışmasının sınıfsal ve ideolojik unsurları vardı. İmparatorluktan ulus devlet modeline geçişte Türkiye bu sınıfsal ve ideolojik unsurlara sahip değildi; ne bir burjuva sınıfı, ne de bu sınıfın ideolojisi vardı. Ulus devlet ve çağdaş toplum, liberal burjuva ideolojisi ve iktisadıyla doğrudan ilişkili yapılardır. Türkiye'de bu yapılar doğrudan devlet eliyle oluşturulmaya çalışıldı. Burjuva ideolojisi bir cumhuriyet ideolojisine dönüştürüldü. Bu ideolojiyi yayacak olanlar sınıfsal bir üstünlük elde etmese de kurucu aktörler olacaklardı. Ortada bölüşülecek bir zenginlik yoktu. Zenginliği yaratacak, Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak kurumlara, insan gücüne ve emeğine ihtiyaç vardı. Bu misyonu üstlenecek olanlar arasında eğitimciler de vardı elbette:

"Türkiye'de öğretmenler, toplumsal dönüşümün ve modernleşme sürecinin aktif özneleri, taşıyıcıları olarak görülmüş, bu nedenle öğretmen imajı geleneksel yaşam tarzlarının ve dinsel kimliklerin karşısında konumlandırılmıştır." (Esin Ertürk'ün bir makalesinden)

Cumhuriyetin öğretmenleri, imparatorluk eğitim sistemini belirleyen dini unsurlarla, modern toplumun oluşumunu sekteye uğratacak inançlar, geleneksel eğilimler ve alışkanlıklarla da mücadele edeceklerdi.

Zehra da çok müspet kafalı bir kadındır; "hurafe ve hayal ile mütemadiyen mücadele eder, talebesine ancak ilmin en müspet hakikatlerini öğretir.". Kasaba okulu, eğitim-öğretim kurumundan başka, Zehra'nın kendi adıyla anılan farklı bir kurumsal kimliğe daha bürünmüş, kasaba halkının yabancısı olduğu yeni yaşam anlayışının temsilciliği haline gelmiştir. Zehra'nın, kasaba ahalisinden birini, ölen annesi için türbe yaptırması yerine, o parayla okula katkıda bulunmaya ikna etmesi kasabalıları yeni yaşam tarzına örgütleme misyonunu gösterir nitelikte.

Tevfik Bey Zehra’nın katı özelliklerine şu örnekleri verir: Annesine bakmak zorunda olan, veya evde saati bulunmayan ve karanlıkta zamanın farkına varamadığı için okula geç gelen çocukları okuldan atar. Sınıfta fenaları, zayıfları, düşkünleri diğerlerinden ayırıp, sınıfın ayrı bir bölümüne oturtur. Tevfik Hayri Bey bu bölüme tecrithane, ıslahhane der. Zehra, hırsızlara yardım etmekle suçlanan bir öğrencisi için şu sözleri söylemiştir: "... şu on bir yaşında hırsız kılavuzluğu eden mikroptan bahsediyorsunuz, hakikaten ne korkunç bir mikroptu. Yaşamış olsaydı cemiyet için bir felaket olacaktı.". Okul bahçesindeki ağaçlar da Zehra'nın ruhunu ve eğitim anlayışını yansıtıyordur: "Bahçede ne kadar sakat, cılız, çarpık ağaç varsa budanmıştır. Bütün sıhhatini kuvvetli ve güzel olanlara sarfetmiştir. Onların asker taburları gibi intizamla saf saf dizilmelerine çalışmıştır. Sivri tepeleri kestirir, fazla dalları budar; hasılı hepsini birbirne benzetir. Birinin ötekinden büyük ve başka türlü olmasına tahammül edemez. İnsan şu bahçeyi adeta bir fabrikadan çıkmış zannedecek..." Tevfik Bey, Zehra'yı katı doğrucu ve ahlakçı bulur. Hem Tevfik Bey’in eğitimden anladığı başka bir şeydir. Bu katılığın bir hâkimde bulunmasını anlar ama bir mektep hocasında bulunmasını anlayamaz. Zaten bu katı doğruculuk toplumu mesut etmeye yetmeyecektir; birleştirmek yerine ayıracaktır. Aynı toplumda yaşayan insanlar birbirlerinin sıkıntılarını, dertlerini, sorunlarını anladığı, başkasının derdini kendi derdi gibi gördüğü durumda mesut bir toplum yaratmış olacaklardır.
* * *
Tevfik Bey'in bir maarif müdürü değil de bir baba gibi yaklaşımı, Zehra'nın katı tutumunda bir kırılmaya neden olur. Tevfik Bey mutlu bir toplumun birbirlerinin acılarına dokunmakla mümkün olduğunu düşünüyordur. Zehra, o zamana kadar görevinin sorumluluklarını yerine getirmiştir. Kimseyle insani, dostane bir yakınlık kurmamıştır. Zehra bir yandan davranışının meşruluğunu savunurken, bir yandan da mahrum kalmışlık duygusunu itiraf eder: "Kendi insanlığımı, kendi haklarımı unuttum. Kendimi kendi ihtiyatımla en basit emellerden, zevklerden mahrum ettim. Küçük bir çocuk olduğum yaştan beri didindim, çırpındım. Bütün bu mahrumiyetlerle kendimi temizledim sanıyordum. Hâlbuki ben açık alınla yaşamaya en layık bir insanım.".

Zehra bu kırılmadan sonra peşini bırakmayan geçmişiyle yüzleşmeye cesaret eder ve (imparatorluğun başkenti) İstanbul’a gitmeyi kabul eder. İstanbul’da babasının kendisine bıraktığı hatıra defterini okuduktan sonra farklı bir gerçeklikle karşılaşır. Babasının zafiyetini, biçareliğini tüm nedenleriyle anlar ve o noktada -Tevfik Hayri Bey'in Zehra'nın tek eksikliği saydığı- "acıma"yı öğrenir.

* * *
Acımak romanını imparatorluktan cumhuriyete radikal bir dönüşüm yaşayan Türkiye’den bir hikâye olarak okuyabiliriz. Romanda, cumhuriyetin imparatorluğa karşı konumlanarak ideolojisini kurmasına ve zaafa düşmüş biçare imparatorluğa babalık hakkını teslim etmemiş olmasına bir eleştiri yapılıyor olduğu düşünülebilir. Tıpkı Zehra’nın, babasını reddettiği gibi Cumhuriyet de imparatorluğu zaaf ve düşkünlüğünden dolayı reddetti. Yeni düzeni oluşturmak için tıpkı Zehra gibi didindi, çırpındı; bütün mahrumiyetlerle kendini temizlediğini sandı. Ancak ne kadar reddetse de imparatorluk cumhuriyetin babasıydı. Zehra’nın Zehra olmasında babasının onu yatılı okula göndererek katkısı olduysa, imparatorluğun da cumhuriyeti kuracak kadroları yetiştirecek kurumları ve alt yapıyı oluşturan olarak, cumhuriyetin cumhuriyet olmasında katkısı olmuştur. İmparatorluk da, tıpkı Zehra’nın babası gibi hakkının teslim edilmesini ve anlaşılmayı beklemektedir.
Profile Image for Fulya.
545 reviews197 followers
May 30, 2021
Acımak'ı uzun süredir okumak istiyordum ancak sesli kitap olarak dinleme fırsatı bulabildim. Roman tipik Güntekin temaları içeriyor; acı, yanlış anlaşılmalar, kötü insanlar ve nereye kadar gidebilecekleri üzerinden kısa bir roman Acımak. İdealist bir insanı hayatın nasıl hırpalayabileceği, onu nasıl küçültüp, değerlerini nasıl daraltabileceğini bütün açıklığıyla anlatmış yazar. Türkiye o yıllardan beri hiç değişmemiş galiba, yoksa insan mı değişmemiş demek doğru olur?
Profile Image for trestitia ⵊⵊⵊ deamorski.
1,544 reviews449 followers
dnf-wont-finish
December 30, 2022
barışamıyoruz gültekinciğimle.
genel olarak cumhuriyet dönemiyle barışamıyorum ben.
olsun.
lisede zorunlu okutulmuştu. okumadım tabii ki gittim gece evi serisini okudum adfasdf
Profile Image for Youtubegunlugum.
63 reviews88 followers
Read
April 21, 2021
Temelde bir başkasının ne yaşadığını, başına neler geldiğini bilmeden o kişinin yargılanmaması gerektiği üzerine bir kitap. Hatıra defteri kısmına gelir gelmez su gibi akan bir okuma oldu benim için.

Zehra, anneannesi ve annesinden duydukları ve de kendi çocuk gözünden gördükleri ile küçük yaşından itibaren babasına karşı nefret besliyor. Anne, kardeş ve de anneannesinin ölümünden alkol sorunlu, hayırsız, ahlaksız olarak gördüğü babasını sorumlu tutuyor. Aynı zamanda öğretmenlik hayatında da ahlaksızlık olarak nitelendirdiği olaylara karşı tavrını keskin tutuyor, bu noktada Zehra'nın kitaba adını veren 'acımak' duygusundan yoksun olduğu bahsediliyor. Bu tutumunu yirmi dokuz yıllık yaşamı boyunca değiştirmiyor, ta ki babasının hatıra defterini bulup okuyana kadar.

Bu meşhur kızılderili sözü durumu özetlemekle beraber kitapta kendimce birkaç noktaya da takılmış oldum.

"Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gittiğim gibi anca o zaman beni yargılayabilirsin."

Hatıra defteriyle beraber aslında asıl 'ahlaksızların' temelinde babanın değil kayınvalide ve eşin olduğu görülmeye başlanıyor. Başlangıçta toy, idealist, kuralları olan, çalışkan bir figür olan baba Mürşit bey memuriyet yaşamındaki ahlaksızlıklar, dedikodular, aile içinde kayınvalidenin (Mürşit'in bir türlü farkedemediği) dolduruşlar nedeniyle ideallerinden yavaş yavaş uzaklaşıp, aslında tam da kendisinin başlangıçta hazzetmediği kişilere dönüşmeye başlıyor.

İş hayatındaki türlü çalkantılardan ötürü yine başlangıçta sevmediği alkolü çözüm olarak görmeye başlıyor. Memuriyetteki sorunlar, biriken, altından kalkamadığı borçlar, özgüven kaybı, kendine özsaygısını kaybetmeye başlaması onu yavaş yavaş bir uçuruma sürüklüyor.

Ancak Mürşit'in bir şeyleri farketmeye başladıktan sonra da sorunlara 'dur' diyemediğini, değiştirmek için, yeniden başlamak için çaba sarfetmek yerine daha dibe çöktüğünü gördüm. Bana göre başlangıçta bu kadar idealist olarak gösterilen birisi illaki bir yerden yakalamaydı hayatı, tekrardan çaba sarfetmeliydi, içinde türlü hırsızlıkların olduğu işlere bu kadar girişmemeliydi diye düşündüm.

Öyle tasvir edildi yahut edilmedi demiyorum ancak tarafların mutlak iyi ya da mutlak kötü olarak ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum. Babanın hatıra defterini dinleyince ona hak verilmeye başlanıyor ancak karşı taraf (ortada olan kötülükler, ahlaksızlıklar bir yana) tamamen topa tutulmamalı. Mürşit'in kızlarına olan sevgisini tamamen içinde tutması, sevgiyi davranışlarına dökememesi gibi sebepler diğer tarafa haklılık payı veriyor diye düşünüyorum. Zira büyük kızını koruma adına eve hapsedip sorunu çözmeye çalıştığını zannetmesi akıl karı değil.

Mürşitin evliliği ise arada kocaman mesafenin olduğu, eşlerin çocuklar haricinde bir paylaşamının bulunmadığı bir müesseseden öteye gidemiyor. Hatta bazı yerlerde kayınvalideyi adeta eş konumunda görmüş oldum. Mürşit'in eşi annesinden ayrı bir kimlik olarak gözükemiyor, geri planda, annenin küçük bir sözcüsü olarak kalıyor adeta.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Isil.
165 reviews62 followers
June 4, 2012
http://okudumdanoldu.blogspot.be/2012...

Klasiklerden ama okumamışım işte şimdiye kadar. Cahillik..
Katı ama işinde başarılı ve zeki bir öğretmen Zehra Hanım. Annesinin, ablasının ve büyükannesinin mahvından babasını sorumlu tutuyor ve babasını ortaokul çağlarından beri reddetmiş.

Derken babasının hasta olduğu ve ölmek üzere olduğu haberiyle yola çıkıyor. Gittiğinde babasının güncesini buluyor.

Kitapla ilgili söyleyebileceğim, çok çok beğenmem dışında, biraz acıklı olduğu ve ana fikrinin "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir", "Hayatta önyargılı olmamak gerekir" olduğu.

..Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet, başkalarına verilen saadettir..Sayfa88

..Fakat ben onu ilk defa masallarda olduğu gibi su başlarında, gül bahçelerinde olsaydı bilmem bu kadar sevecek miydim? İnsanlar hiçbir vakit ıstırap çektikleri zamandaki kadar güzel olmuyorlar..Sayda101
Profile Image for Brczdn.
391 reviews17 followers
March 14, 2021
Büyük Reşat Nuri. O nasıl insan ruhunu analiz etmek, o nasıl sistemi, toplumu, bürokrasiyi eleştirmek. Kısacık ama vurucu. Dünya klasiği olacak çapta. Hiçbir şeyin hala değişmediğini görüp üzülmek de bize düşüyor.
Profile Image for Perihan.
480 reviews135 followers
March 27, 2017
"Acı;onu insanlıktan çıkarmış,tuzağa düştüğü zaman korkusundan kendi kendisini parçalayan bir canavar yavrusuna benzemişti."

Çok çalışkan, işinde başarılı ancak , zaafı olanlara karşı acımasız olan Zehra öğretmen ile babası Mürşit’in dramatik yaşam öyküsü anlatıyor bu kitapta.
Küçük yaşta yaşadığı olaylar sebebiyle acıma duygusunu kaybetmiş Zehra'nın ve babasının hikayesini okurken, önyargıları ve gerçek gibi görünen olayların arkasındaki, " asıl gerçek olayları "daha iyi anlıyorsun.
Ve görüyorsun ki, insan bir anda "kötü" olmuyor... Bu kötü ya da istenmeyen olma aşamasına, insanı sistem ve verilmiş olan kararlar yavaş yavaş getiriyor. Asla yapmam deden şeyleri yaptırıyor ...

Profile Image for Tülay.
478 reviews45 followers
November 2, 2022
Beni bu kadar etkileyip sarsacağını düşünmemiştim. Soluksuz okudum.
Profile Image for Harmonyofbooks.
501 reviews208 followers
August 28, 2022

“Memleketin ancak okuyup yazmakla kurtulacağına inananlardanım."
5/5⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Reşat Nuri Güntekin Çalıkuşu, Yaprak Dökümü gibi gönlümüzde büyük yer sahibi etmiş bir yazarımız. Çalıkuşu’nu okuyalı neredeyse on sene olmuştur ve ne kadar beğendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Acımak kitabını okumak ise uzun zamandır aklımdaydı ama ancak geçen gün kütüphaneye gittiğimde rafta görünce okumaya karar verdim. Bu zamanların Türk edebiyatını okumanın yeri her zaman farklı oluyor. Acımak ismi itibariyle de acı bir konuyu içerdiğinin habercisi gibi duruyor ama asıl olayı ana karakterin acıma duygusuna sahip olmaması. Sonrasındaysa bu önemli histen neden muzdarip olduğunu ve çok yanlış tanıdığı babasının hikayesine bulduğu günlük yazılar vasıtasıyla şahit oluyoruz. Çok keyif alarak ve büyük bir merakla okudum. Yine çok duygulandığım bir eseri oldu. Sizlere de kesinlikle önerir, keyifli okumalar dilerim..
Profile Image for Ecrim Yavuz.
358 reviews38 followers
July 17, 2018
Az önce bir kaç gündür elimde süründürdüğüm Acımak kitabını bitirmiş bulunuyorum.Bu sene gerçekten güzel kitaplar okudum,çoğu beni ağlattı ama bu kadar kalbime dokunan bir kitap daha okumamıştım.

Güntekinden okuduğum ikinci kitap olan Acımak,iki başkarakterin bakış açısından anlatılıyor; biri Müşrit bey ve diğeri ise onun kızı Zehra.İki karakteri de ben okurken birbirine çok benzettim.Fakat ne yazıktır ki ölüm başa gelince ancak o zaman görüyor insan başkalarının da gördüklerini ve ancak o zaman idrak ediyor gerçeği,doğruyu.

Bu gün sanırım bu kitabın tesiriyle etrafta dolaşıcam.Eğer şans eseri bir yerde kütüphanede,kitapçıda alıp okumanız gerekiyor.
Profile Image for Alper Gündoğdu.
153 reviews4 followers
November 19, 2014
Hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Bir çırpıda okunan, sürükleyici bir kitap. Bence Reşat Nuri'nin en iyi eserlerinden. Merak ve gizem üst seviyede. Tam film olacak kitap.
Profile Image for Öznur (kendimizeaitbiroda).
395 reviews55 followers
July 21, 2017
"Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanma kabiliyeti, bir cemiyeti mesut etmeye kâfi gelmez... Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım!.."

Acımak; işine son derece önem veren, çalışkan, başarılı fakat zayıflık gösterenlere, doğruluktan ayrılanlara karşı asla acıma duygusu olmayan Zehra öğretmenin, babasının hatıra defterini bulmasıyla acımayı öğrenmesini konu alıyor.
Zehra öğretmen hatıra defterini bulduktan sonra kitap, babası, Mürşit'in hikayesiyle ilerliyor. Satır satır bir insanın hayatının nasıl değiştiğini daha doğrusu değişime nasıl mecbur bırakıldığını okuyoruz. Görünenin arkasındaki gerçeklerin ne denli önemli olduğunu, tam olarak bilmeden bir hükme varmanın ne kadar kolay, ne kadar yanlış olduğunu onların hikayesi üzerinden görüyoruz.
Yıllardır okunmayı bekleyip duruyordu Acımak, ani bir kararla hemen alıp başladım ve bitirdim. Tahminimden çok daha kolay okudum. Keşke hiç bekletmeseymişim.Bence siz de hala okumadıysanız, çekincelerinizi bir kenara bırakın ve daha fazla ertelemeyin.
Profile Image for Tuncay Özdemir.
290 reviews54 followers
September 11, 2017
Geçenlerde bir arkadaşımla Kadıköy’de otoparkta aracımıza yürüyorduk. Birden gözüme berbat bir şekilde park edilmiş bir araç çarptı:
- “Şuna bak” dedim “resmen hayvan gibi park etmiş”.
- “Belki sadece öyle park edebilirdi” dedi arkadaşım. “O anda sağında ya da solunda ne vardı bilebilir misin ki? Bunu asla bilemezsin”.

Günlük hayatta, herhangi bir konuda ne kadar bilgimiz olduğuna bakmaksızın ya da şöyle diyeyim o konuyla ilgili bizim için karanlık noktaların olup olmadığını tartmaksızın anlık yargılarda bulunmaya meyilliyizdir. Hiçbir zaman resmin göremediğimiz kısımlarının olabileceği aklımıza gelmez. Sonrası yanlış anlaşılmalar, gereksiz önyargılar, anlamsız düşmanlıklar ve gerginlikler…

Reşat Nuri Güntekin de bu eserinde bize bunu hatırlayor, “tek taraftan baktığında gördüğün şey resmin tamamı olmayabilir, anlık yargılayıcılardan olma, resmin tamamını görene kadar temkinli ol” diyor. Tabi bunu benim yazdığım kadar didaktik yapmıyor, Zehra öğretmen ve babası Mürsel’in hikayesiyle içinizi eze eze, kalbinizi kıra kıra yapıyor.
Profile Image for Wehappyfew.
134 reviews
February 11, 2019
1928 yılında yayınlanmış bir kitabı okurken hiç yabancılık çekmiyor insan. Her zaman düşündüğüm bazı şeyleri yine ve malesef teyit etmiş oldum. Bürokrasi ve tembel insanlar, aslında çalışmamak üzerine kurulu düzen, bu topraklarda belki yüzyıllardır var. Yazık, olan Müfid gibi insanlara oluyor. Gerçekten çok üzücü.
Çok geç kalınmış bir okuma ve Reşat Nuri Güntekin'in yeniden keşfi.
Profile Image for Gün.
157 reviews24 followers
June 19, 2024
Türk edebiyatının basit, sade ama abidevi eserlerinden birisi ve bu eserlerin verdiği duygu yoğunluğunu, lezzeti başka bir türde bulmak mümkün değil.
Profile Image for Adil.
104 reviews19 followers
August 27, 2015
Herhalde liseden beri Reşat Nuri Güntekin okumamıştım. Ta ki bir seyahat esnasında yeteri kadar kitap getirmediğim için Mengen'de (Bolu) bir kırtasiyeye girip en okunabilir kitap olarak tespit ettiğim Acımak'ı satın alıncaya kadar. İstanbul trafiği de sağolsun kitabı otogara varmadan bitirdim. Ve son sayfasını okurken boğazıma kalın bir yumruk oturdu ve gözlerimden yaşlar süzüldü, kitabın ortasına gelince nasıl biteceğinin anlaşılmasına rağmen.

Diğer bir yorumcunun da burada tespit ettiği üzere, aradan geçen bir asırda Türkiye'de (bu romanda ele alınan konular açısından) hiçbir ilerleme olmamış gibi gözüküyor. Bununla yüzleşmek de ayrı bir acı veriyor insana.
Profile Image for Asli Sehirli.
28 reviews
Read
August 16, 2013
Kitabin sonunda bogazimda bir düğüm vardi. Cok etkileyici bir kitap.
Profile Image for Fatih.
35 reviews5 followers
March 30, 2019
çok iyi. kısa, öz. tam bir dram.
Profile Image for Koray.
309 reviews59 followers
April 23, 2020
Okuduğum ilk Reşat Nuri Güntekin kitabı
Profile Image for zehra.
42 reviews
July 17, 2025
reread yapmaktan hiç sıkılmıyorum bu kitabı ve de herkes okusun??
Displaying 1 - 30 of 253 reviews

Join the discussion

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.